Kızlar için çabalamak ve 10. yılında “Uluslararası Kız Çocukları Günü”

Engelleri yollarından kaldırdığınızda, kızların ne büyük başarılara imza attıklarını dünyada pek çok örnek üzerinden görebilmek mümkün. Devletin herkes için eşit ve ayrımcılıktan uzak bir eğitim ortamı hazırlaması gerekiyor.

FİRDEVS CANBAZ YUMUŞAK 10 Ekim 2021 GÖRÜŞ

Yarın 11 Ekim “Uluslararası Kız Çocukları Günü”. Kız çocuklarına yönelik ayrımcılığı ortadan kaldırmaya yönelik bir farkındalık oluşturmak, eğitimde fırsat eşitsizliği, şiddet, çocuk yaşta evlilik, kadın sünneti, ayrımcılık gibi kız çocuklarının daha iyi bir yaşam kalitesine ulaşmalarına engel olan sorunlara ve zorluklara odaklanmak ve kızları güçlendirmek amacıyla 19 Aralık 2011’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 11 Ekim, “Uluslararası Kız Çocukları Günü” olarak kabul edildi. 2012’de “çocuk evliliklerinin sona erdirilmesi” odaklanılan ilk tema oldu. Uluslararası Kız Çocukları Günü’nde her yıl kız çocuklarının eğitimlerini geliştirmek, kızları güçlendirilmek ve kızlara yönelik şiddet döngüsünü kırmak gibi temalar seçilerek o konuda bir bilinç oluşturulmaya çalışılıyor. İkinci yılını geride bıraktığımız salgın sürecinde teklolojiyi kullanma ve teknolojik araçlara erişme bakımından cinsler arasındaki eşitsizliğe dikkat çekmek ve kızları bu konuda desteklemek için bu yılın sloganı “Dijital nesil. Bizim neslimiz” olarak belirlendi.

Salgın tüm dünyada farklı platformlar üzerinden öğrenme imkanları sundu ve iletişimi hızlandırdı ama 25 yaşın altındaki yaklaşık 2,2 milyar insanın hala evlerinde internet erişimi yok. Bu durum özellikle hane geliri düşük çocukların eğitimini kesintiye uğrattı. UNICEF’in verilerine göre küresel internet kullanıcıları arasındaki cinsiyet farkı 2013’te yüzde 11’den 2019’da yüzde 17’ye yükseldi. Dünyanın en az gelişmiş ülkelerinde bu oran yüzde 43 civarında. Maalesef kızlar açısından durum çok daha kötü. Kızların erkeklere göre teknolojik cihazları kullanma ve sahiplenme, teknolojiyle ilgili beceriler edinme ve teknolojiye erişme olasılıkları daha düşük.

Gelişmiş ülkelerde kız çocuklarını erken yaşlardan itibaren sayısal bilimlere yönlendirmek için çalışan sivil toplum kuruluşları büyük bir çaba sarfediyor. STEM (Science, Technology, Engineering and Mathematics) ve girl kelimeleri birlikte aratıldığında medeni dünyada kızlara yönelik nasıl bir teşvikin yürütüldüğü izlenebilir. Son birkaç yıldır bu teşvikin sanatsız olamayacağı düşünüldüğünden isimlendirme STEAM olarak yaygınlaşmaya başladı. Şu anda dünya çapında Yapay Zeka (AI) uzmanlarının yalnızca yüzde 22’si kadın. Hemen her alanda büyük bir paradigma değişimine neden olacak olan yapay zekanın henüz ağırlıklı olarak erkekler tarafından kullanıldığını söylemek mümkün. O nedenle bu yıl “Uluslararası Kız Çocukları Günü”nde cinsiyete dayalı dijital uçurumu kapatmaya yönelik bu temanın tercih edilmesi büyük önem taşıyor.

Covid-19 sırasında okullar belli bir süre yüzyüze eğitime kapandı ve bu durum son 25 yılda kızların eğitimde elde ettiği kazanımların yok olma riskini de beraberinde getirdi. Kızlar, kendileri için güçlü bir sosyal ağ olan okuldan koptular. Öte yandan bilgisayar, akıllı telefon ve internet gibi uzaktan eğitim için gerekli araçlara kız çocuklarının erişiminin sınırlandığı bağlamlarda kızlar erkek akranlarının gerisinde kaldılar. Hane gelirinin kaybı ve uzun süreli okulların kapanması ile hasta akrabaların bakımı, ev işleri ve çocuk bakımı sorumluluklarının çoğu yine kadınlara ve kızlara yüklendi. Eldeki verilere göre 10-14 yaşlarındaki kızların aynı yaştaki erkeklere göre yüzde otuz hatta yüzde elli ev işlerine zaman harcadıkları herkesin malumu. Ücretsiz bakım işi arttıkça, evde mahsur kalan kız çocuklarından yemek pişirmeye, temizlik yapmaya, hasta aile üyelerine bakım yapmaya ve uzaktan eğitimle küçük çocuklara yardım etmeye kadar pek çok konuda kendi eğitim ve gelişimlerine ayıracakları zamandan feragat etmeleri beklendiği tahmin ediliyor. Okullar yeniden açıldığında ne kadar kız çocuğunun okula geri dönüp dönemediği ile ilgili ise elimizde yeterince veri yok. Dünyanın pek çok yerinde ergen kızlar, kendilerinden beklenen toplumsal cinsiyet rolleri nedeniyle orantısız bir ev işi yükü ve evlenme beklentileri nedeniyle eğitimlerini tamamlayamıyorlar, erken evliliklere zorlanıyorlar.

2021 yılı çok uzakken 30 yıl önce izlediğimiz geleceğe yönelik filmlerde uçan arabalar, görüntülü telefonlar, robotlar vardı ama bugün hala maalesef dünyanın gözü önünde okula gönderilmeyen, eve kapatılan kızlar var. Afganistan’da okulların açılmasının üzerinden haftalar geçmesine rağmen yeni Taliban yönetimi kızları evde mahsur bıraktı ve hala altıncı sınıfın üzerindeki kızların okula gitmelerine izin verilmiyor. Kızlar için okulların ne zaman açılacağı belli değil. Kadın öğretmenlerin ve akademisyenlerin de çalışmalarına izin verilmiyor. Bu tür coğrafyalarda kızlar kendileri için bir gelecek göremiyorlar. Mevcut veriler 0-9 yaş arasında yani özellikle erken çocukluk döneminde cinsiyet farklılıklarının nispeten küçük olduğunu gösteriyor. Kız ve erkek çocuklar bu dönemde benzer zorluklarla karşılaşsalar da, toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri ergenlik döneminde (10-19 yaş) daha belirgin hale geliyor; bu, erkek ve kız çocukların cinsiyete ilişkin tutumlarının geliştiği ve pekiştiği çok önemli bir dönem ve maalesef dünyanın pek çok yerinde, ergenliğin başlangıcı, kızların hareketinin, okullaşmasının, arkadaşlıklarının yani yaşam alanının kısıtlandığı daraltıldığı bir dönem haline geliyor.

Covid-19 salgınının etkisiyle karantina önlemleri nedeniyle evlere kapanan okula da gidemeyen kızlar için ev içlerinde fiziksel, cinsel ve psikolojik şiddet riskleri de arttı. Salgın sürecinde tüm dünyada kadına yönelik şiddette büyük bir artış olduğunu biliyoruz. Türkiye’de kızlar için bugün en önemli sorunlardan biri güvenli bir yaşam alanının olmayışıdır. Küçük yaşlardan itibaren medyadan duydukları, mahallelelerinde hatta maalesef bazılarının evlerinde şahit oldukları taciz, tecavüz ve cinayetlerin kız çocuklarını korkuttuğunu, tacize, tecavüze uğrama ihtimallerinin kendilerini güvensiz hissetmelerine ve hareket alanlarını kısıtlamalarına sebep olacağını tahmin etmek zor değil. Bu güveni yeniden tesis etme adına adım atılmadığı gibi faillerin cezalandırılmaması, kolaylıkla serbest bırakılması, buna karşılık mağdurlara sahip çıkan ve adalet talebini dile getirenlerin cezalandırılması (Ezgi Mola örneğinde görüldüğü gibi) ve İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmek güvenliksiz ve tekinsiz bir özel/kamusal alanı kalıcı hale getiriyor.

Ailede eşitliği gözetmekten başlayarak okul müfredatları ve kültürel kodların tümünün cinsiyetler arasındaki ayrıştırıcı dilden temizlenmeye ihtiyacı var. “Kızını dövmeyen dizini döver”, “oğlan doğuran övünsün, kız doğuran dövünsün” atasözleri ya da birini küçümsemek ve alaya almak için kullanılan bir şeyleri “kız gibi” yapmak ifadeleri kültürel kodlarımızda meseleye nasıl bakıldığını gösteriyor. Öte yandan kızlar için evliliği en büyük başarı olarak kurgulayan, bu düşünceyi “kız kundakta çeyiz sandıkta” atasözlerinden yerli dizilere kadar her türlü anlatı ile pekiştiren anlayış da hala toplumun büyük bir çoğunluğuna hakim. Bunlar yıllardır tekrar edilen gerçekler ancak gerekli politikalar üretilip uygulanmadığı için akademik yayınlar arasında kaybolup gidiyor. “Bir çocuğu bir köy büyütür” sözüne atıf yaparak söylersek kızların, saygı ve değer göreceği, cinsiyetinden dolayı ayrımcılığa uğramayacağı ve değersiz hissetmeyeceği bir aileye, okula, mahalleye ve topluma ihtiyacı var. Maalesef kültür teknoloji kadar hızlı değişmiyor.

Söz konusu bu problemlere ek olarak kızlar çatışma, savaş, şiddet, insan hakları ihlalleri ve doğal afetler nedeniyle evden uzaklaşmak, yer değiştirmek, göç etmek zorunda kalabiliyorlar. Bu zorunlu yer değiştirmeler sırasındaki yolculuklar kızlar için çok tehlikeli. İnsanların doğdukları ülkelerde ölebilmelerinin neredeyse bir lüks haline geldiği günümüzde, doğdukları ülke dışında yaşayan kişilerin sayısı geçen yıl 281 milyon ile rekor seviyeye ulaştı ve bu rakam dünya nüfusunun yüzde 3,6’sını temsil ediyor. UNICEF’in verilerine göre 2020’de 18 yaş altı 35.5 milyon çocuk göçmen ya da sığınmacı olarak doğdukları ülkelerin dışında bir ülkelerde yaşıyorlar. Bu çocukların yüzde 48’ini kız çocukları oluşturuyor. Eğer güvenli bir limana, medeni bir ülkeye ulaşabilirlerse başarılı bir eğitim hayatının sonucunda hakları olan refah seviyesine erişebiliyorlar. Nobel Barış Ödülü de alan Pakistanlı aktivist Malala bu konuda simgeleşmiş örneklerinden biri. Yine Afgan Robotik Takımının üyesi kızlar da ülkeden çıkabilen şanslı kızlardan. Göçmen kızların misafir oldukları ülkelerdeki cinsiyet normları deneyimlerini de şekillendiriyor.

Engelleri yollarından kaldırdığınızda, kızların ne büyük başarılara imza attıklarını dünyada pek çok örnek üzerinden görebilmek mümkün. Devletin herkes için eşit ve ayrımcılıktan uzak bir eğitim ortamı hazırlaması, ders materyallerinin bu farkındalıkla gözden geçirilmesi en acili gibi görünüyor. Amerika ve Kanada’da kızları desteklemek için kurulan, onları her bakımdan geliştirmeye çalışan ve güçlü bir ağ sağlayan Girls Inc. (1864) ve Girl Scouts (1912) gibi sivil toplum kuruluşlarının dünyanın her yerinde sayısını artırmak çok önemli. Şeffaf bir işleyiş içinde özellikle yoksulluk, zorunlu yer değiştirme, göç gibi etmenlerden dolayı desteğe ihtiyacı olan kızların çeşitli burslar ve danışmanlık hizmetleri, kişisel gelişim eğitimleri, yaz kampları ve öğrenci projeleri ile hayata hazırlanması, mesleğinde başarılı kadınlarla tanıştırılıp onlara rol modeller sunulması, sanat ve spor ile hem zihinsel hem de beden sağlıkların gözetilmesi, kızlara kendilerinin ve cinsiyetlerinin cevherinin farkına varma ve kabiliyetlerini geliştirme adına büyük kazanımlar sağlayacaktır.