Rus altınları kriz çıkardı

Tansu Çiller'in başbakan olduğu 1994-1995 döneminde Merkez Bankası Başkanlığı koltuğunda oturan Yaman Törüner hatıralarına anlattı.

KRONOS 09 Ekim 2021 EKONOMİ

Borsa İstanbul’un (İMKB) temelini atan ve 1994-1995 döneminde Merkez Bankası (TCMB) Başkanlığı görevini ifa eden Yaman Törüner, “Merkez Bankası’nın 10 kilo altın aldığına” dair haberin nasıl bir krize yol açtığını aktardı.

Merkez Bankası’nda Para Piyasaları ve Fon Yönetimi Genel Müdürü olduğu dönemde altın piyasası kurduklarını belirten Törüner, uluslararası haber ajansı Reuters’in muhabirine verdiği mülakatın piyasaları altüst edecek bir yanlış anlaşılmaya sebebiyet verdiğini söyledi.

Törüner altın krizini şöyle anlattı: “Mülakatta ‘Rusya’dan altın aldık’ dedim. O zaman daha çok İsviçre ve İngiltere menşeli altınlar alınırdı. Biz denemek amacıyla Rusya Merkez Bankası ile bir anlaşma yapıp 10 kilo altın almıştık. Bu muhabir hanım ‘Merkez Bankası 10 kilo altın almaz, olsa olsa 10 tondur’ diyerek haberi öyle geçmiş. Reuters’de patladı bu haber.”

YAMAN TÖRÜNER: “MADEM FİYATLAR YÜKSELDİ BİZ DE ALTIN ALALIM” DEDİK

Haberin akabinde “Merkez Bankası altın alıyor” diye fiyatların yükselmeye başladığını ifade eden Törüner, “Madem fiyatlar yükseldi, biz de ‘5 ton alalım, yüksekten satar kâr ederiz’ dedik. İsviçre’den 5 ton altın aldık. Banka meclisinden yetki almıştık önceden. Fakat altın fiyatı yükseleceğine düşmez mi? Hemen hemen 100 milyon dolar zarara girdik. Derhal banka meclisine bilgi verdim.”

Törüner bunun üzerine dönemin Merkez Bankası Başkan Rüşdü Saracoğlu’nun kendisine, “Şimdi resmi olarak bilgi verme, bunu kâr olarak yerine koy, ondan sonra bilgi verirsin.” talimatı verdiğini söyledi. Törüner, “Bunun üzerine biz tam 7 gün bankadan çıkmadan dünya borsalarında altın alıp satarak en sonunda zarardan kurtulduk.” ifadelerini kullandı.

Törüner, Dünya gazetesine verdiği mülakatta şu sorular cevap verdi:

Yaman Bey, kısaca kendinizden bahseder misiniz?

Dünyanın nereye gittiğini görmek için benim konumdaki hemen hemen bütün büyük kurumlarda çalıştım. Amerikan Merkez Bankası’nda (Fed) bir buçuk sene çalıştım.

İngiltere’de temsilcilik yaptım iki sene. O sırada İngiltere, Hollanda ve Almanya merkez bankalarını inceledim. Amerika’dayken Uluslararası Para Fonu (IMF), Dünya Bankası ve bütün bankacılık sektörünün kurumlarında çalıştım. Dolayısıyla bütün Amerikan sistemini öğrendim.

98 YILINDA BERİ AKBANK YÖNETİM KURULU ÜYESİ

Türkiye sistemini de biliyordum. Amerika’yı öğrendikten sonra “Amerika bundan sonra nereye gidecek?” sorusunun cevabını bulmaya çalıştım ve Türkiye’de ilk defa Merkez Bankası içinde para piyasalarını kurdum. Borsaya gelince tahvil piyasasını kurdum. Benim bütün yaptığım şey esas itibarıyla Türkiye’nin piyasalaşmasını sağlamak oldu.

Bu da ülkemi Amerika’nın da ötesine götürerek hazırladığım sistemler sayesinde oldu. Sırasıyla İMKB (şimdiki adıyla Borsa İstanbul) Başkanlığı, Merkez Bankası Başkanlığı ve Dış Ticaret, Eximbank ve Gümrüklerden sorumlu bakanlık yaptım. Merkez Bankasında sıfırdan yükselerek genel müdürlüğe kadar geldim; odacıdan başkana kadar herkesin işini yapar hale getirdim kendimi.


Bu haberler de ilginizi çekebilir:

dCDS kimin umurunda? Herkes biliyor kaptanın yalan söylediğini

dPiyasaları sarsan iddia

dMerkez Bankası dış borcu bir gecede 25 milyar dolar azalttı

 

Bu tabii önemli bir bilgi birikimi oldu benim için. 20 senenin üzerinde çeşitli gazetelerde köşe yazarlığı yaptım ve 98 yılından bu yana Akbank (Sabancı Holding’e ait) yönetim kurulu üyesiyim.

ARSAYI ALDIĞIMIZDA BORSA’NIN PARASI YOKTU

İstanbul Menkul Kıymetler Borsası döneminizden başlayalım mı?

Önce borsanın arsasını nasıl aldık, onu anlatayım. İstanbul Teknik Üniversitesi’nin Maçka Kampüsü’nün tapusunu almıştık. Üniversite yönetimi “Burası bizimdir, alamazsın tapuyu.” dedi. Halbuki tapu boştaydı. 1956 yılında yanlışlıkla işletme fakültesinin tapusunu almışlar, koskocaman Maçka kışlasını almamışlar. Fakat üniversite bizim niyetimiz burasını almaktı diye dava açtı. Baktım dava uzun sürecek, vazgeçtim oradan.

TURBAN genel müdürü çocukluk arkadaşımdı. TURBAN’IN İstinye Bayırı’nda bir arsası vardı, içinde kongre merkezi olacaktı, ancak bir türlü tamamlanamıyordu. Arkadaşım “Gel bu arsayı sana verelim.” dedi. Mesut Yılmaz, başbakandı. Kendisi Mülkiyeden sınıf arkadaşımdı. Mesut Yılmaz orayı özelleştirme kapsamında gösterdi ve biz ihaleye girip orayı 80 bin liraya aldık. Fakat aldığımızda borsanın parası yoktu.

İki sene içinde ödeyeceğimize dair protokol yaptık. Sonra TURBAN’ın yönetimi değişince parayı istediler, biz de pazarlık yapıp 50 bin liraya indirdik fiyatı, bir bankadan uzun vadeli kredi bulup ödedik, arsayı böylece almış olduk.

SARIYER BELEDİYESİ PLANI OLMAYAN BİNAYA İSKÂN VERDİ

Alır almaz da inşaata başladık. “Sınırımız belli olsun diye önce etrafını bir duvarla çevirelim.” dedik. Sarıyer Belediyesi geldi dedi ki “Sizin planınız ve ruhsatınız yok.” E dedik ne olacak? “Belediyeye yardımda bulunun, biz size ruhsat verelim.” dediler.

Planı olmayan yere ruhsat verdiler! Plan bir taraftan çiziliyor tabii. Seçimden sonra belediye yönetimi değişti. İnşaata başlamıştık, ruhsatı da almıştık. Yeni yönetim geldi ve “Burada plana aykırı inşaat var.” dedi. Plan yok ki ortada aykırı inşaat olsun. Bunu demedik tabii. (Gülüyor) E, peki nedir dedik.

Dediler ki belediyenin ihtiyaçları var. İyi dedik size biraz yardımda bulunalım. Siz de bize iskan verin. Planı olmayan binaya iskanı da verdiler! Ben geldiğimde borsanın tüm parası 12 bin dolar olduğundan, ödediğimiz bu paraları üyelerden topluyorduk.

Neyse plan çizildi, bitti ancak ben ayrılırken evraklar bende kalmış. Daha sonraki başkan “Bizde ruhsat ve iskân var. Fakat belediyede plan yokmuş. Planı olmayan yerin nasıl ruhsatı ve iskanı olur?” dedi. Planları Borsa’ya verdim, onlar da Sarıyer Belediyesi’ne verdiler. Böylece her şey düzelmiş oldu.

“BİZ KARAR VEREMEYİNCE ÇİNÇİNSKİ, AMAZON’UN PROGRAMINI YAZDI”

Borsa ile ilgili başka dinleyebileceğimiz anınız var mı?

Borsa’nın yazılımı hikâyesi var mesela. Bakan Güneş Taner Amerika’da birisiyle görüşmüş, o yazacak borsanın bilgisayar programını dedi. Biz de “Peki.” dedik. Columbia Üniversitesi bilgisayar bölümü başkanı bir hanım, Çinçiniski diye bir kadın.

Hazine ve Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) ile görüştükten sonra bizimle de görüşmeye İstanbul’a geldi. Görüşme sonunda 75 bin dolarlık bir fatura göndermiş. Faturayı ödeyecek paramız yok. Güneş Taner “Ben faturayı öderim, sen git Amerika’da bu kadınla iyice bir görüş.” dedi. Biz Amerika’ya gittik, kendisiyle buluştuk, ancak yanında birisi daha vardı.

İstinye Park Alışveriş Merkezi’nin sahibi ve Orijin Grup’un ortağı Zafer Yıldırım (sol başta) İstinye Park Alışveriş Merkezi önünde Yaman Törüner (soldan 2’nci) ile eşi Alev Törüner’i karşıladı.

İsmi Jeff Bezos imiş. “Bu borsa yazılımını 110 milyon dolara yapacağım. Eğer siz bunu yaptıramazsanız, ben önce Jeff ’e Amazon programını yazacağım” dedi. Biz bu kadar veremeyiz dedik, bunun üzerine Çinçiniski Amazon’un yazılımını yaptı. Bezos da bunu hatıralarında yazdı.

Yeni bir yazılımın maliyeti çok yüksek olduğu için mevcut çalışan sistemleri araştırdık. Önce Danimarka ve Norveç’e baktık, sonra Vancouver borsasına. Vancouver borsası 55 milyon dolara yazdırmış. Ondan sonra aynı yazılımı Meksika, Venezuela ve Hindistan borsasına satmış. Bu borsalara sorduk. Memnun olduklarını bildirince “Biz bunu alalım.” dedik.

Başladık pazarlıklara. En sonunda bir buçuk milyon dolara anlaştık. Bizim aldığımız bu sistemi Nasdaq çok beğendi. Şirketi olduğu gibi aldı ve Nasdaq’ın şu andaki sistemi de bu. Tabii ilaveler yaptılar.

“BAZI MİLLETVEKİLLERİNİN FİZİKİ MÜDAHALESİNE MARUZ KALDIM”

Bakanlık döneminizden bir anınızı anlatabilir misiniz?

Sorumluluk alanımda gümrükler de vardı. Gümrük müdürlerinin değiştirilmesi gündemdeydi. Ben o zaman gümrük müdürlerinin bu kadar önemli olduğunu bilmiyordum. Onların atamalarını yapacağız. Her yerden telefon gelmeye başladı. Cumhurbaşkanından, başbakandan, bakanlardan çeşitli telefonlar geliyor. Bu telefonların hiçbirini yerine getirmem mümkün değil.

Çünkü herkes başkasını istiyor. Öyle karışık bir durum. Dedim ki bu telefonları bir kenara koyalım, liyakate göre seçim yapalım. Öyle de yaptık. Sonra mecliste bazı milletvekillerinin fiziki müdahalesine maruz kaldım. Ondan sonra da bakanlıktan ayrıldım zaten. 97 yılında oluyor bu.

ÇELENKTE SÜPRRİZ: “YOZGAT, ANKARA, MANİSA, ANKARA, NİĞDE”

O devrin tanınmış iş adamlarıyla da ilginç anılarınız olmuştur eminim.

Turgay Ciner’in okul açılışına gidiyoruz, Turgay Bey, Sabah gazetesinin başında o zaman. Artvin Hopa’da babasının adına bir lise yaptırmış. Açılışı da merhum Süleyman Demirel yapacak. Biz de uçağa bindik, Trabzon’da indik. Trabzon’da Ulusoy şirketinden bir otobüs tutulmuş. Ancak otobüs yolda kalmaz mı! Bizim de yetişmemiz lazım.


Bu haberler de ilginizi çekebilir:

dKasa -50 milyar dolar, Merkez Bankası gökdelene para saçacak

dYine gece yarısı yine doğalgaza zam

dMerkez Bankası’ndan gece yarısı döviz ve altın operasyonu

 

Neyse bir taksi çevirdik, Demirel’i karşılamaya yetiştik. Açılışa geçtik. Ben de bir çiçek göndermiştim. Bir baktım benim çiçek yok. Sekreter hanımı aradım. Dedim ki kızım çiçek gelmemiş. Vallahi billahi gönderdim, üç kere teyit ettim dedi. Arıyorum çiçek yok.

En sonunda bir çiçek gördüm. Çiçeğin üstünde şunlar yazıyor: “Yozgat Ankara Manisa Ankara Niğde” Benim adımı kodlamış, çiçekçi de bütün şehir isimlerini baştan aşağıya yazmış. Şehir efsanesi değil, benim başıma geldi.

“KRİZ ÇIKARMAK İSTEYENLERİ TÜRKİYE’DE DESTEKLEYENLER DE VARDI”

Türkiye’deki ilk swap operasyonunu siz yaptınız.

Seçime gidilirken Başbakan Tansu Çiller’i zor duruma düşürmek için bazı dış unsurlar bir baskı oluşturdular ve Türk Lirası’nın değerini düşürüp seçim sırasında bir kriz çıkarmak istediler. Türkiye’de de bunu destekleyenler vardı.

İlk swap operasyonu bu şekilde gündeme geldi. Merkez Bankası olarak bankalardan para almadan, yani bankaların dövizlerine el koymadan onlarla şu anlaşmayı yaptık. “Biz size üç ay sonrası için şu kuru taahhüt ediyoruz.” dedik. Yükseleceğini tahmin ettiği için bütün bankalar geldi ve o kurdan bizimle anlaşma yaptı.

Bizim bir kur hesaplama sistemimiz vardı. Ona göre hesaplamıştık, kurun ne olacağını aşağı yukarı biliyorduk. Kur yükselmeyince kriz engellenmiş oldu. Tabii onlara o fiyattan döviz satma garantisi vermiş ve milyarlarca dolarlık anlaşma yapmıştık.

Kur çıkmayınca da ülkenin 200 milyar dolarlık kaybı önlendiği gibi Merkez Bankası da 2,5 milyar dolara yakın para kazanmış oldu.

KATMA DEĞERİ YÜKSEK BİR KİTAP OLDU

Sekiz kitabım var. Bu kitaplardan birisi 2001 krizi hakkında. İngilizceye de çevrildi. Akşam gazetesinde yazdıklarımı “Akşam Yazıları” diye yayımlamıştım. Birkaç ay önce anılarımın da yer aldığı “Yorumlu Hatıralar” kitabım çıktı.

Son olarak da iş âlemiyle ilgili “Tek Kanatla Kuş Uçmaz” kitabımızı okuyucuyla buluşturduk. Üç yüzün üzerinde kitaptan istifade ettiğim, katma değeri yüksek bir kitap oldu. İş dünyasının kurallarından şirketlerde ekonomik krizlerin etkilerine, kurumsal yönetimden değişime birçok konuyu ele aldım.