‘Erkan Hoca’nın ardından: ‘Sana, Bana, Vatanıma ve Erkan Hoca’ya Dair’

Meriç’te yaşamını yitiren KHK’lı biyoloji öğretmeni Erkan Akıllı’nın eski öğrencisi Hüseyin Kaya ‘Erkan Hocasını’ anlattı: Öğrencileri tarafından çok sevilen Erkan Hoca, paylaşılamayan isimdi. Sonra bir gün ülkeyi saran felaket sillesi geldi, Erkan Hoca’nın hikâyesi Meriç’te son buldu…

KRONOS 01 Ekim 2021 GÜNDEM

| HÜSEYİN KAYA

Bir hafta sonu pide yaptırmak için sabah evden çıktığımda yolda karşılaşmıştım Erkan Hoca ile. Etrafa bakınıyor, belli ki bir adres arıyordu. Yanına yaklaştım, ‘yardımcı olayım’ dedim. Dershaneyi arıyordu. ‘Hocam bu bizim dershane, ben de oraya başlayacağım bu sene ama şehir merkezine biraz uzak, siz bulamazsınız’ deyip eşlik ettim. Tarihi çınar ağacının altında, o yaz sabahındaki samimi gülümsemesi hala gözümün önünde. Belediye parkının içindeki çay bahçesinin yanından geçerken telefonu çaldı. Sanırım arayan eşiydi. Biraz konuştuktan sonra eşi şehri nasıl bulduğunu falan sordu ki Erkan Hoca, ‘bundan iyisi can sağlığı, oturup çay içebileceğin bir çay bahçesi bile var, daha ne olsun’ dedi.

Sonra bir tanıdığın ofisinde oturduk bir süre, dershaneye arabayla bizi o götürecekti. Fakat önce karnını doyurmalıydık Erkan Hoca’nın. Kahvaltılık bir şeyler hazırlarken Erkan Hoca seslendi. Cebinden bir miktar para çıkarıp uzattı. ‘Bu nedir hocam’ dedim. ‘Markete git, 250 gr yaz helvası al gel’ dedi. İnanır mısınız o zamana kadar yaz helvasını ne duymuş, ne de tatmıştım. ‘Hocam yaz helvası nedir’ diye sorunca, ‘Sen marketçiye söyle, o bilir. Müptelası olacaksın bu lezzetin’ deyip beni kapıdan markete uğurlarken arkamdan tekrar seslendi: ‘Cevizli demeyi unutma!’

HERKESİN GÖNLÜNE KURULAN TAHT

Erkan Hoca ile üniversite hazırlık senem boyunca neredeyse her gün görüştük. Tekrar dersleri yaptı, sorularımızı çözdü, kısacası bir yıl boyunca bir dediğimizi iki etmedi. Dershanede sayısal bölümde olup da Erkan Hoca’yı sevmeyen kimse yoktu. Biyoloji alanındaki yetkinliği, ders işleyiş biçimi, öğrenciyle kurduğu iletişim ve esprili karakteri ile herkesin gönlünde taht kurmuştu. Adeta paylaşılamıyordu. Dershanede yapılan anketlerde en sevilen hoca olarak en başta hep Erkan hocanın ismi vardı. İsmi gibi, Erkân’dı.

Bahar aylarından biriydi. Çanakkale gezisi yaptığımıza göre muhtemelen Mart sonlarıydı. Ya da Nisan… Dershanede duyuru yapıldı. İstanbul, Edirne, Çanakkale gezisi yapılacaktı otobüs ile. Geziye katılmak isteyenler isimlerini yazdıracaklardı. Kısa sürede otobüs doldu. Çünkü geziyi organize eden Erkan Hocaydı. Gezi boyunca hostes koltuğunda olacak ve elinden mikrofon düşmeyecekti. Böyle bir gezi rehberi ile herkes yolculuk etmek isterdi. Elbette ben de. Ancak ne yazık ki o yıllarda babam büyük bir iflas yaşamıştı ve çok zor durumdaydık. Her şeyimizi kaybetmiştik. Zaten dershane paramı da babamın dostu olan bir esnaf ödüyordu. Otobüs dolunca Erkan Hoca listeyi kontrol etmiş. Kimlerle yolculuk yapacağına bir göz gezdirmiş. Listede ismimi göremeyince beni öğretmenler odasına çağırdı. ‘Sen gelmiyor musun?’ diye sordu. ‘Maalesef hocam, biliyorsunuz durumlar malum’ dedim. ‘Söyleseydin ya koçum, hallederdik. Sen kesin geliyorsun diye düşünmüştüm ben. Otobüs de doldu, ne yapsak ki’ deyip bir of çekti. ‘Hocam hiç sorun değil, dert etmeyin’ desem de Erkan Hoca’ya dert olmuştu bu.

CURCUNALI OTOBÜS YOLCULUĞU

Yolculuktan bir gün önce yine beni bir köşeye çekti. ‘Arada gider misin?’ diye sordu. ‘Arada mı, ne arası hocam’ dedim. Gerçekten anlamamıştım. Şoför ile hostes koltuğunun arasından bahsediyordu. Altıma yumuşak bir minder koyacak ve muhabbet ede ede yolculuk yapacaktık. Böyle bir teklife elbette hayır diyemezdim. Otobüs firması da koltuk sayısına göre para alacağı için benden ücret istemeyeceklerdi. Akşam evde heyecanla sırt çantamı hazırladım ve ertesi gün yola çıktık. Rehberimiz Erkan Hocaydı. Dolayısıyla otobüsün içi curcunadan geçilmiyordu. Otobüsün en önünde şoför ve Erkan Hoca ile yaptığım bu yolculuk hayatım boyunca unutamayacağım bir deneyimdi. Gece olup da uyku bastırınca kafam önüme düşmeye başlamıştı. Koltukta olmadığım için arkama da yaslanamıyordum. Erkan hoca bu halimi görmüş olmalı ki ‘Gel biraz yer değiştirelim de ben şoförle muhabbet edeyim’ dedi. O koltukta birkaç saat öyle bir uyudum ki anlatamam. Yolculuk boyunca Erkan Hoca ile dönüşümlü olarak kullandık hostes koltuğunu. Bu fedakârlığı yapmasına engel olacak sağlık sorunları olmasına rağmen iyilikten geri durmuyordu Erkan Hoca. İlk durak İstanbul… Köşe bucak gezdirdi bize İstanbul’u. Sonra istikamet Edirne. Ve ardından Çanakkale…

Yaz geldi, sınava girdik. Biyoloji bölümünü kazandım. Üniversiteye başladıktan sonra da Erkan Hoca ile iletişimimiz hiç kopmadı. Sık sık telefonda görüşürdük. Üniversite sonrası da iletişimimiz sürdü. Bir süre sonra ulaşamadım. Ülkeyi teslim alan malum felaket sillesini Erkan Hoca’ya da vurmuştu. İletişimimiz kopmuştu. Birkaç gün önce Google’da uzun uzun ‘Erkan Akıllı’ aramaları yaptım. Kendisinden belki bir haber alırım ümidindeydim. Fakat bir iz bulamadım.

MERİÇ’İN YUTTUĞU ERKAN HOCA

Bu sabah eşim, oğlumu kreşe hazırlarken oturduğum koltuğun yanındaki sehpada duran telefona uzanıp twitter’a baktığımda dünyam yıkıldı. Meriç, Erkan Hoca’yı yutmuştu. Bu nasıl olabilirdi. O güzel insanın Meriç’in serin sularında can verdiği dakikaları düşündüm bir süre ve hıçkıra hıçkıra ağladım. Erkan Hoca ve Meriç deyince gözümün önünde canlanan tek bir sahne var benim. İstanbul, Edirne, Çanakkale gezisinde Meriç kenarında bir çay bahçesinde oturmuş çay içiyoruz. Erkan hoca soruyor ‘Nasıl buldun Edirne’yi?’ ‘Nasıl olsun hocam, bundan iyisi Şam’da kayısı, oturup çay içebileceğiniz bir çay bahçesi bile var. Daha ne olsun.’
Ruhun şâd olsun Erkânım!