KHK’lı öğretmen iltica etti: Sağlığımı yüzde 99 kaybettim, kalan yüzde 1 ile mücadele edeceğim

19 yıllık tarih öğretmeni Vakkas Karakoyun Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edildi. Göreve iade edilip emeklilik hakkı kazandıktan sonra çocukları ve eşiyle yurt dışına çıktı. Mülteci kampında kalan Karakoyun, “Türkiye yüzde 99 sağlığımı götürdü.” diyor.

YAVUZ GENÇ 02 Ekim 2021 KRONOS ÖZEL

19 yıllık tarih öğretmeni Vakkas Karakoyun (49), Gaziantep’te öğretmenlik yapıyordu. Beş çocuğu olan Karakoyun’un hayatı 2016’daki 672 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) alt üst oldu.

KHK öncesi sadece şeker problemi olan Karakoyun, sağlığını tümüyle kaybetti. Karakoyun’un önce şeker hastalığı sebebiyle sağ gözünde yüzde 100, sol gözünde 95 görme kaybı oluştu.

Ardından iki böbreği iflas etti, haftada üç kez diyalize girmeye başladı. Yaşadığı stres, üzüntü ve yalnızlık duygusu nedeniyle iki kez kalp krizi geçirdi, iki kez anjiyo oldu, sonuncuda kalbine stent takıldı. Bu arada iki ayağında şeker hastalığına bağlı yaralar oluştu, yürüyemez duruma geldi. Engellilik yüzdesi günden güne artan Vakkas Karakoyun, şu an yüzde 99 seviyesinde.

Hikâyesini Kronos’a anlatan Karakoyun, “Türkiye benim yüzde 99 sağlığımı götürdü, yüzde 1’lik kısmıyla çocuklarım için hayata tutunmaya çalışacağım.” diyor.

Vakkas Karakoyun, ihraç edildiği dönemde en büyüğü 21, en küçüğü de 7 yaşında olan 5 çocuğu ve karısıyla, küçük olduğu için geçinmenin daha kolay olacağını düşünerek Adıyaman’ın Besni ilçesine taşındı. En büyük oğlu okuduğu üniversiteyi bırakarak inşaatlarda çalışmaya ve ailesine bakmaya başladı.

Bu sırada diyalize gidip gelmeye devam eden Vakkas Karakoyun, bir yandan da hukuk mücadelesini sürdürüyordu. Karakollara, adliyelere hasta haliyle gidip gelen Karakoyun, savcının yanına giderek, masaya diyaliz belgesini koyup “Ölmemi mi bekliyorsunuz, artık görev verseniz de yapamam” dedi. Savcı takipsizlik kararı verdi ve “Zaten senin bir suçun yok.” cevabını verdi.

Takipsizlik kararı aldıktan tam 1,5 yıl sonra göreve dönmek için başvuru yaptı, sonra da emeklilik için başvuruda bulundu. Vakkas Karakoyun, mahkeme kararıyla ancak 15 Mayıs 2020’de göreve iade edildi.

BARODAN GÖNDERİLEN AVUKAT ‘TERÖRİSTLERİ SAVUNMAM’ DEYİP GİTTİ

Vakkas Karakoyun yargılandığında Gaziantep Barosu tarafından gönderilen avukatla yaşadığı diyalogu şöyle anlatıyor: “Beni savunmak için gelen baro avukatı, ‘Ben vatan hainlerini teröristleri savunmam’ dedi, geri Baro’yu aradı, ağlayıp sızladı. ‘FETÖ davalarına bakmam, teröristlere avukatlık yapmam’ dedi. Gaziantep’te karakolda oldu. Çekti gitti kadın. Sonradan bir avukat daha geldi, ‘abi işim bu savunurum tabi. Gelsinler ispat etsinler terörist olduğunu’ dedi. Solcu bir arkadaştı, sağ olsun, işi gücü rast gelsin avukatlığımı yaptı.”

Karakoyun ekliyor: “Şok oldum. Beni tanıyor musun dedim yok dedi, benim terörist olduğumu nereden biliyorsun dedim, bilmiyorum dedi. Beni savunmak için gönderilmişsin nasıl böyle konuşursun dedim, sızlanıp çekip gitti.”

EMEKLİLİK İKRAMİYESİ ALDIKTAN YARIM SAAT SONRA BİLETİNİ ALDI

Vakkas Karakoyun göreve iade edildikten sonra emeklilik hakkı için de mücadele etti ve kazandı. Göreve iade olduktan 9 ay sonra, emeklilik ikramiyesini aldıktan sadece yarım saat sonra yurtdışına çıkış için uçak biletini aldı.

Önceden kendisine ve aile bireylerine yeşil pasaport almıştı. 13 Eylül 2021 tarihinde diyaliz nedeniyle hayatını da riske atarak Gaziantep’ten Antalya’ya oradan da Almanya’ya uçarak Stuttgart şehrine indi. Sonra da 25 yaşa kadar çocukların babalarının oturum hakkından yararlanabileceği Hollanda’ya gitti.

Karakoyun, “Emeklilik ikramiyemi aldıktan yarım saat sonra biletlerimizi kestik. Göreve başladığım zaman üçüncü günü yeşil pasaport çıkarttım. ‘Kardeşim kazandığım tüm haklarımı hepsini alırım’ dedim. Memurların da dikkatini çekti. Yurtdışına çıkmak için fırsat bekledim pandemi nedeniyle yasaklar vardı. Pandemi yasakları kalkınca, Almanya’da yazışmaları yapan bir arkadaş aracılığıyla çıktık.” diyor.

‘TÜRKİYE’DE KHK’LI BİR AİLEYE YARDIM ETMEK SUÇ SAYILIYOR’

Besni’deyken, göreve iade edildikten sonra da zor durumda olan KHK’lılara yardım ettiğini belirtiyor Vakkas Karakoyun.

“Türkiye’de KHK’lı bir aileye yardım etmek suç sayılıyor. Besni’de deşifre olduk. Başımıza kötü şeyler geleceğini bildiğimiz için çekip gelmek zorunda kaldık. Kaç KHK’lı aileye yardımlara aracılık ettim. Görüşüyorsun, görüşme ayarlıyorsun, erzak ayarlıyorsun, market ayarlıyorsun vs. Bunların hepsini yaptım ama deşifre olduk.” şeklinde konuşuyor.

Göreve iade olduktan sonra hiçbir arkadaşının “Hayırlı olsun.” demediğini aktaran Karakoyun, “İkincisi Türkiye benim için zaten bitmişti. Cezaevine girecek olsam, gözaltına alınacak olsam dört gün diyalize girmesem, beşinci gün zaten kalp krizinden ölürüm. Sıkılıyordum, iki yüzlü insanları görmekten bıkmıştım. Göreve döndüğüm halde bir Allah’ın kulu, benim arkadaşlarımdan, hayırlı olsun demedi. Yüzlerce arkadaşım vardı. Hiçbiri hayırlı olsun bile demedi.” şeklinde konuşuyor.

‘EĞİTİM-SEN’E ÜYE OLDUM DİYE DİYALİZİN OLDUĞU GÜNE DERS KOYDULAR’

Göreve iade olduktan sonra da sorunlar yaşamış Vakkas Karakoyun. “Milli Eğitim’de başladığım zaman, ‘senle ilgili çok fazla şikayet var, çok dikkat çekiyorsun’ dediler. Özellikle Facebook hesabımdan paylaşım yapmamı istemediler. Ben de sosyal medya hesaplarımı kapatmak zorunda kaldım. Müdürün baskısına rağmen Eğitim-Sen’e gidip üye oldum. Üye olduğum için de hedef oldum, çünkü Eğitim-Sen onların sevmediği sol sendikaydı. ‘Hükümetin karşısında kim varsa ben yanındayım’ dedim. Bundan dolayı da baskılar gördüm. Diyaliz günüme ders konuldu, defaatle bildirmeme rağmen. Sırf yıldırmak için diyalizimin olduğu günlere ders koydular.”

KAMPTAN ALINIP DİYALİZ GÖTÜRÜLÜYOR

Hollanda’da bir hafta bir akrabasında kaldıktan sonra sığınma başvurusu yapıp kampa geçmiş Karakoyun ailesi. “İlk üç gün sıkıntılar yaşadık, anlatamadım derdimi. Diyalize girmem gerektiğini, durumumun çok kritik olduğunu. Üçüncü gün dikkate alındı. Basketbol sahasında bir gece, çadırda bir gece kaldık. Sonra da geçici bir kamp evi verdiler bize. 10 gündür kalıyoruz. Düzenli olarak beni diyalize götürüp getiriyorlar. Taksi beni alıyor, şehir merkezindeki hastaneye götürüyor, bittikten sonra da bırakıyor” şeklinde anlatıyor yeni yerindeki rutinlerini.

TÜRKİYE’DE HER AN TEDİRGİNSİN YÜKSEK SESLE KONUŞURKEN

20 gün önce bulunduğu kendi ülkesi ile şu an kampta mülteci olarak bulunduğu Hollanda’yı karşılaştırmasını istediğimizde ise şu cevabı veriyor Vakkas Karakoyun: “Türkiye’de kaldığımız süreç içerisinde vakitsiz bir kapı çalınmış olsa her zaman bir korku var. Acaba polis mi, şikayet mi edildi, ne oldu. KHK’lı arkadaşlara yaptığımız yardımlardan dolayı da sürekli bir korku içerisindeydim. Kamp şartlarında olmama rağmen, 5 çocuğum var, rahat huzurlu özgür güvenli bir ortamda yetiştireceğim umudu var. Hayattan ümitliyim. Türkiye benim yüzde 99 sağlığımı götürdü, yüzde 1’Lik kısmıyla çocuklarım için tutunmaya çalışacağım.

Geride bıraktığım tüm KHK’lı kardeşlerim için hayata tutunmaya çalışacağım, seslerini duyurmaya çalışacağım, elimden geldiğinde onların sorunlarının çözümü için çabalayacağım. Nasıl bir duygu biliyor musunuz, sağına soluna bakmadan rahat bir şekilde konuşuyorsun. Korku yok, güvenlik endişesi yok. İstediğini istediğin gibi konuşabiliyorsun. Bu çok büyük bir nimetmiş.

Türkiye’de yaşayan insanları kafeste tutulan kuşa benzetiyorum. Kuşun bile kafeste sesi çıkar. Ama kendi evinizde yüksek sesle konuşurken bile biri duyar korkusu yaşıyorsun. Acaba balkondan biri duyar mı, alt kat üst kattan kimse kendi evinde hükümete yaptığın eleştiriyi duyacak mı diye tedirgin oluyorsun.”

‘HER ŞEYE SESSİZ KALAN İNSANLARIN ÜSTÜNDE BİZİM AHIMIZ HEP OLACAK’

Vakkas Karakoyun, KHK’lıların mücadeleyi bırakmaması gerektiğini belirtiyor: “KHK’lılara tavsiyem ümitlerini kaybetmesinler, hak arama mücadelesinde geri durmasınlar. Yapılan haksızlıkların, yolsuzlukların hesabını sormaktan geri durmasınlar. KHK’lı arkadaşlarımız bir yere girdiğinde KHK’lı olduğunu söylemeye çekiniyor.

Hayır, bu ayıp bizim değil. Hırsızlık yapmadık, yolsuzluk yapmadık, alnımız açık. KHK’lı olduğunu söyle, korkma, çekinme, karşıdakiler utansın. Sessiz kalan yığınlar, akrabalarımız utansın. Her şeye sessiz kalan insanların üstünde bizim ahımız hep olacaktır. Biz böyle bir hayatı hak etmedik. Hak peşinde koştuğun zaman senindir. Sen kendi hakkını almadıktan sonra o senin olmaz. Şu ayağımla rahatsız halimle ben bunu başardım. Lütfen mücadeleyi bırakmayın. Zalimlerin en çok korktuğu şey cesarettir.”

‘ÜMİDİMİN SÖNDÜĞÜ NOKTADA GERGERLİOĞLU YETİŞTİ’

Kendi mücadelesinde HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun payının çok yüksek olduğunu belirtiyor Karakoyun. “Onun çok emeği vardır, ümidimin söndüğü noktada bana yetişti” diyor ve devam ediyor: “Gaziantep’te diyalize başladım, bir gün demokrasi meydanı dediğimiz meydan var, otobüs bekliyordum. Geldi bindim, bir baktım yıllardır birlikte çalıştığım arkadaşım. Kendisine doğru yöneldim, o yüzünü diğer tarafa çevirdi. Kafamdan kaynar sular dökülmüş gibi oldu. Bir daha bu memlekette durmayacağım dedim. İki hafta içinde Besni’ye taşındım.

Kendi kabuğuma çekileyim, Besni küçük yer 5 çocukla geçim daha kolay. Kendi kabuğumdayım. KHK’yla hakla hukukla zerre kadar ümidim kalmamıştı. Çok eski bir dostum Ömer beyden bahsetti. Derdini ona yaz dedi. Mahkemelerden bıktım usandım dedim, yüzde 96 engelim var buna rağmen emekliliği vermediler, kimse de bana yardım edemez dedim. Arkadaşımın ısrarı üzerine telefonu verdi, ben de yazdım. İkinci gün aradı beni. Şaşırdım şok oldum.

Milletvekilimiz bizlere umut oldu. Kesinlikle ve kesinlikle, kimsenin kim olduğuna bakmadan sağcı mı solcu mu dindar mı laik mi ırkına bakmadan destek veren yardımcı olan, mağdurun sesi olan bir insandır. Evimde de misafir ettim, acı kahvemizi içti. İnsanı, insan olduğu için değer veren koca yürekli bir insan Gergerlioğlu.”

‘CENAZEM BİLE GİTMESİN O ÜLKEYE’

Toplumdan dışlandıklarını, terörist ilan edildiklerini, çocuklarının bile dışlandığını anlatıyor Vakkas Karakoyun: “45’imize kadar 50’mize kadar güvenen insanlar bir gecede bizi vatan haini ilan ettiler, çoluğumuzun çocuğumuzun öldürülmesinden bahsettiler. Mal güvenliğimiz kalmadı, can güvenliğimiz kalmadı. Şu an 8. sınıfa giden çocuğum, sınıf arkadaşları top oynarken ‘babası teröristtir’ demişlerdi. Çocuklarımız bile dışlandı. Tek isteğim Türkiye’den gitmekti. Çünkü ben bunları yaşadım, çocuklarımın yaşamasını istemedim.

Neresi olursa Avustralya, Japonya, Yeni Zelanda, Kanada, hatta Alaska. Çocuklarıma da vasiyet etmiştim, ‘ölsem bile bu topraklara beni gömmeyin’ diye. Onlara, ‘Cesedimi götürebildiğiniz kadar uzağa götürün ve bir daha bu ülkeye dönmeyin’ demiştim.” Karakoyun, bir daha Türkiye’ye dönmek istemediğini belirtiyor ancak bir de şerh düşüyor: “Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun bakan olduğu, başbakan olduğu bir Türkiye’ye sürünerek gelmeye hazırım. Bu duygunun, bu insana insan olduğu için değer verme anlayışının yönetime aksetmesi lazım.”

‘AİLECE İNTİHARI DÜŞÜNDÜM, ÇOCUKLARIMA KIYAMADIM’

Yaşadıklarının altında ezildikçe intiharı bile düşündüğünü anlatıyor Vakkas Karakoyun: “Ailecek intiharı düşündüm bir ara, doğalgaz borusunu kesip. Kaldıramadık çünkü. Çocuklarımın başında tek tek dolaştım, hepsi yatıyor, bıçak elimde, doğalgaz kablosunu kesecektim. Komple tatlı bir uykuya dalmış gibi gidelim. Kıyamadım çocuklarıma. İnsanın bu kadar kısa sürede iflas etmesi kolay değil. Bize bunları yaşatanlara yaşadıklarımızı tattırsın yeter, başka bir şey istemiyorum.”

‘45 YILDIR BENİ BİLEN İNSANLAR BİLE ‘BİR SUÇU VARMIŞ Kİ’ DİYEBİLDİLER’

Hollanda’dan Türkiye geri dönüp baktığında ne gördüğü sorusuna şu yanıtı veriyor Vakkas Karakoyun: “Geriye dönüp baktığımda, maalesef bir eş dost kalmadığını görüyorum. Sadece ve sadece KHK’lıların kaldığını gördüm. Dost, akraba olduğunu ve yalan olduğunu gördüm. Yaşayarak şahit oldum. Maalesef her zaman ilk darbe akrabadan eş dosttan geliyor. Hiç beklemediğim insanlar bile yaftayı vurdu. 45 yıldır beni bilen insanlar bile ‘bir suçu varmış ki’ diyebildiler. Ben onları Allah’a havale ediyorum. Dönüp baktığımda onlara sadece acıyorum.”